SEMİNER VE KONFERANSLAR
Tüm Seminerler için Tıklayınız.
DERS MATERYALLERİ
GENEL EĞİTİM MATERYALLERİ
FACEBOOK
TWİTTER
DUYURULAR

İNSAN VE İSLAM

Bu eser, “İnsan kimdir? ve “İslâm nedir?” sorularına anlam boyutunu önceleyerek cevap bulmayı, başta gençler olmak üzere sorgulayan, anlama gayreti içinde olan herkesin İslam’ı doğru anlamasına, insanın neye inandığını bilmesine, hangi ibadeti niçin yaptığının farkında olmasına, dini görevlerini amacına uygun ve bilinçli bir şekilde yerine getirmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

BİR VİRÜS GİRDİ DÜNYAYA HIZLICA

BİR VİRÜS GİRDİ DÜNYAYA HIZLICA

Kovboy filmlerinde çok yaygın kullanılan bir sahne vardır. Kendi hallerinde sakin bir hayat süren insanlar, kasabalarına yabancı bir insan geldiğinde tedirgin olurlar. Silahların patlaması durumunda, can ve mallarının zarar göreceğinden korktukları için sokakları boşaltır ve evlerine kapanırlar.

“Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar. Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir” der Tolstoy. Bir insanın yolculuğa çıkması da şehre bir yabancının gelmesi de büyük bir değişimin habercisidir. İnsanlar bir değişimin olacağını bilir ama yönünü kestiremediği için endişelenir. Eğer canlarına ve mallarına kast edeceğinden şüphe ederse korkar ve değer verdiklerini korumaya çalışır.

Korona virüs şehre giren yabancı gibi dünyamıza giriş yaptı. İlk zamanlar onu iyi tanımıyorduk ama zamanla oldukça güçlü olduğunu öğrendik. Şu anda dünyanın her yerine korku salmış durumda. O kadar ki hepimiz evlerimize kapandık. Biz onu o bizi tanımaya çalışıyor. Bize zarar verdiği için onu yok etmeye çalışıyoruz ama o da varlığını koruma peşinde. Bu mücadeleyi şöyle veya böyle insanın kazanacağını tahmin ve umut ediyoruz.

Peki, bu mücadeleden en az zararla çıkmak için acaba nasıl düşünmek ve neler yapmak gerekir?

İnsan beden ve ruh bütünlüğü içinde manevi yönü de olan bir varlık olduğuna göre, virüs karşısındaki pozisyonumuzu hem beden hem de ruh sağlığı açısından ele almamız gerekiyor. Zira virüsler insan ile biyolojik bir ilişki kurarken ona zarar verdiği için insanın endişe ve korku iklimine girmesine sebep olmakta böylece psikolojik olarak da insanı etkilemektedir.

Bilim insanları virüsü inceliyor, onu tanımaya ve gücünü öğrenmeye çalışıyor. Böylece insan ile biyolojik ilişkisini çözerek ilaç ve aşı geliştirmek için çaba gösteriyor. Biz de yaşama tutunmak için bilim insanlarının önerilerini dinliyor ve virüse karşı üretecekleri çareleri umutla bekliyoruz.

Ancak bu bekleyiş psikolojik olarak bizi yıpratıyor. Evde kapalı kalmanın yanında, eşten dosttan, arkadaştan ayrı geçen her gün, yalnızlığın acı yüzünü tatmamıza sebep oluyor. Ateş, nefes darlığı ve şiddetli öksürük gibi hastalık belirtilerinden ve nihayet ölümden korkuyoruz. Bu da bizi psikolojik olarak yıpratabiliyor.

Virüsün varlığı da kendine yaşam alanı bulmak için yayılması da doğal bir durumdur. Virüse psikolojik olarak yenilmemek için ilk önce onun kâinatın harika tasarımının bir parçası olduğunu kabul etmeliyiz. Sorunu görmek, tespit etmek, onun hakkında bilgi sahibi olmak ve sorunun doğallığına kendimizi ikna etmek psikolojik olarak rahatlamamızı sağlamaya yönelik ilk adım olarak düşünülebilir. İnançlarımız, dualarımız, tedbir alıp Allah’tan yardım dilememiz, gücümüzün yetmediği kısımda O’na güvenmemiz bizi virüs karşısında psikolojik olarak güçlü kılacak önemli dayanaklardandır.

Salgının psikolojimiz üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmanın bir yolu da gelecek ile ilgili beklentilerimizdir. Eğer korkumuz bizi ümitsizliğe sevk ederse “Eyvah! Mahvolduk, hastalanıp öleceğiz” düşüncesi psikolojimizin bozulmasına sebep olur. Aynı şekilde birkaç hafta gibi kısa zamanda virüs tehlikesi geçecek ve biz de hiçbir şey olmamış gibi eski hayatımıza geri döneceğiz beklentisi de kötü sonuçlara sebep olabilir.

Viktor E. Frankl İnsanın Anlam Arayışı isimli eserinde, Nazi toplama kamplarında yaşadığı bir olay üzerinden kısa zamanlı gelecek beklentisinin insan psikolojisi üzerindeki zararını şöyle anlatır:

1944’ün son haftasıyla 1945'in ilk günleri arasındaki Noel döneminde kamptaki ölüm oranı, önceki deneyimlerin çok çok ötesinde bir artış göstermişti. Ölümlerdeki bu artış kampın başhekiminin dikkatini çekmişti. Ona göre bu artışın açıklaması, ağır çalışma şartlarında, yiyecek kaynaklarının bozulmasında, hava şartlarının değişmesinde ya da yeni bir salgında yatmıyordu. Bunun nedeni kısaca tutukluların çoğunun, yılbaşına kadar tekrar evlerinde olacağı yolunda safça bir umutla yaşamış olmalarıydı. Yeni yıl yaklaştıkça gelen haberler cesaret verici olmadığı için, tutuklular cesaretlerini yitirmiş ve hayal kırıklığına yenik düşmüşlerdi. Bu da direnme güçleri üzerinde tehlikeli bir etki yaratmış ve birçoğu ölmüştü.

Bu hatıra, bizi hayal kırıklığına uğratacak yakın zaman beklentilerine girmememiz gerektiğini öğretmektedir. Salgın ile ilgili kendi beklenti ve hayallerimize değil bilim insanlarının ve yetkililerin açıklamalarına kulak vermemiz gerektiğini anlatmaktadır.

Dünya tarihi salgın hastalıklarla doludur. Milyonlarca insan bu salgın hastalıklarda hayatını kaybetti. Şimdi bir salgın ile daha karşı karşıyayız. Ancak insanlar olarak bugün eskiye göre çok daha güçlüyüz. Yüz yıl öncesine göre virüsleri daha iyi tanıyor, nasıl hareket ettiklerini, insan sağlığına nasıl zarar verdiklerini ve onunla nasıl mücadele edebileceğimizi daha iyi biliyoruz.

Belki bazılarımız hasta olacak, zorluk çekecek ama bu salgın da geçecek. Biz yine ve yeniden baharlar yaşayacağız, yazlar kışlar göreceğiz. Sevdiklerimizle göz göze bakıp arkadaş ve dostlarımızla aynı havayı soluyarak mutlu olacağız. Anlaşılan bunu yaşamak için günleri ve haftaları değil ayları saymamız gerekecek.

Özümüze dönüp iç muhasebe yapmanızı, dünyayı tüketen yaşam biçimimizi sorgulamamızı, evine kapandığı için temel ihtiyaçlarını karşılayamayan akraba ve komşularımızı gözetmemizi ve güzel günlerin geleceği ümidiyle yaşamamızı dilerim.

Selam, sevgi ve saygılarımla.

06 Nisan 2020

Muhammet Yılmaz

Eğitimci – Yazar

www.muhammetyilmaz.com