SEMİNER VE KONFERANSLAR
Tüm Seminerler için Tıklayınız.
DERS MATERYALLERİ
GENEL EĞİTİM MATERYALLERİ
FACEBOOK
TWİTTER
EĞİTİMDEKİ BAŞARISIZLIĞIMIZIN YEDİ SORUMLUSU

 

EĞİTİMDEKİ BAŞARISIZLIĞIMIZIN YEDİ SORUMLUSU

Kendimize özgü bir eğitim sistemimizin olmadığı, var olanı dönüştüremediğimiz, çocuklarımıza iyi eğitim veremediğimiz, eğitim sorunlarımıza çözüm üretemediğimiz, eğitimle yakından ilgilenen herkesin malumudur. Gelecek eğitimle inşa edilebileceğine göre, geleceğe güvenle bakabilmek için eğitim sorunlarımızı çözmemiz gerekmektedir.

Eğitim ile ilgili düzenlemeler ve alınan tedbirler meyvelerini uzun zaman sonra verir. Şimdi alınacak kararların bugünkü çocuklarımızın değil bir nesil sonraki çocuklarımızın yaşayacağı topluma etki edeceği unutulmamalıdır. Bu sebeple eğitim ile ilgili tedbirlerin acil olarak alınması gerekir. Eğitimdeki başarısızlığın sorumlularını tespit etmeden onu iyileştirmek mümkün olmadığına göre önce bu sorumluları irdelemekte fayda vardır.

         Eğitimdeki başarısızlığımızın yedi sorumlusu:

1.Çocuğun terbiyesinden elini eteğini çeken anne ve babalar.

Köyden kente hızlı ve yoğun göç sonrası aile yapımız ve ailedeki sorumluluklar değişti. Eskiden çocuk büyük ailede dünyaya gelir, kendisine özel bir eğitim verilmeden o ailenin içinde doğal bir terbiyeden geçer, toplumun davranış kalıplarını öğrenir, değerlerini davranışa dönüştürürdü. Özetle görürdü ve yapardı.

Şehir hayatında aileler küçüldü ve çekirdek aileye dönüştü.  Şehirde daha fazla harcama gerektiği için erkeğin yanında kadın da çalışmaya başladı. Evde büyük anne ve büyük baba da olmadığı için çocuğa gerekli eğitim verilemedi. Ailede olması gereken eğitim, okulda verilmeye başlandı. Ancak okul ailenin yerini tutamazdı ve tutmadı. Ailede verilmesi gereken temel eğitim yerine gelmeyince okulda verilen eğitim de üstüne bina edilemedi.

Eğitimin iyileştirilmesi için ailenin ve dolayısıyla anne babanın çocuğun terbiyesine geri dönmesi sağlanmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ortak projeleri ile bu konuda mesafe kat etmek mümkündür.

 

2.“Oldum” diyen ve öğretmenliği herhangi bir memuriyet olarak algılayan öğretmenler.

Öğretmenlik yeniliklere açık olmayı ve sürekli kendini geliştirmeyi gerektiren bir meslektir. Eğitim anlayışlarında çağın gereklerine göre meydana gelen değişmeler ve teknolojik gelişmeler, öğretmenliğin niteliklerinin de değişmesini gerektirmektedir. Yapılan bir araştırmaya göre öğretmenlerin yaklaşık yüzde 85’i alan bilgisi ve öğretmenlik becerileri ile ilgili kendilerini yeterli görmektedir. “Oldum” diyen öğretmen ölmüştür. Onun öğrencilerine bir faydasının dokunması mümkün değildir. Ülkemizde öğretmen niteliklerinin artırılması için büyük öğretmen gelişim projesine ihtiyaç vardır. Türkiye’nin insan ve maddi kaynakları bu projeyi hayata geçirebilecek ve tamamlayacak güçtedir.

Öğretmenlik normal bir memuriyet değildir. Fedakârlık isteyen, aldığı maaşı hesaba katmadan, elinden gelenin en iyisini çocuklar için yapmaya hazır olmayı gerektiren bir meslektir. Eğitimin iyileşmesi için, idealleri olan, kendini mesleğine adayan ve geleceği inşa etme bilinciyle hareket edebilen öğretmenlere ihtiyaç vardır. Dünyanın en iyi eğitim sistemi kurulsa ama o sistemi yürütecek nitelikli öğretmenler olmasa iyi eğitim verilemez.

 

3.Eğitimi yönetemeyen okul yöneticileri.

Ülkemizde okul yöneticiliği okulun duvarını, boyasını, kapısını, fotokopisini, temizliğini ve bürokratik yazışmalarını yönetmeye indirgenmiş durumdadır. Bu indirgemeden okul yöneticilerinin sorumlu olduğu söylenemez. Yönetim uzun bir süredir onlardan öncelikle bu görevleri yerine getirmesini istediği için bu indirgeme gerçekleşmiştir. Oysa okul yöneticisinin asıl görevi öğrenci, öğretmen, veli ve diğer çalışanlarla kuracağı etkili iletişim ve etkileşim ile eğitimi yönetmektir. Şurası da bir gerçektir ki, okul yöneticilerimizin çoğu, bu konuda eğitim almadığı için yeterli değildir. Eğitimin iyileştirilmesi için, okul yönetim modelinin değiştirilmesi ve okul yöneticilerinin eğitimi yönetecek niteliğe ulaştırılmaları gerekir. Konu ile ilgili şu yazımız incelenebilir: http://www.muhammetyilmaz.com/content/okul-yonetiminde-alternatif-bir-model-onerisi/918

 

4.Öğretmenlik tecrübesi olmayan eğitim fakültesi akademisyenleri.

Ülkemizde çok değerli eğitim akademisyenleri vardır. Ancak büyük bir çoğunluğunun yeterli öğretmenlik deneyimi yoktur. Bu sebeple nitelikli öğretmen yetiştirmeleri pek mümkün olmamaktadır. Eğitimde başarılı olan ülkelerin bir kısmında öğretmenlik deneyimi olmayanlara akademisyen olarak eğitim fakültelerinde görev verilmemektedir. Ülkemizde sadece bir özel üniversitenin eğitim fakültesinin yönetimi bu konuda hassasiyet göstermekte ve tedbirler almaktadır.

 Eğitimi iyileştirmek istiyorsak öğretmen yetiştirmeyi ihmal edemeyiz. Eğitimin iyileştirilmesi için öğretmenlik deneyimi olan eğitim akademisyenlerine ihtiyaç vardır. Uzun vadede sorunun çözümü mümkündür. Ancak kısa vadeli bir ara formül de düşünülebilir. Alanında uzman, kendini geliştirmiş uzman öğretmenler “Usta öğretici” gibi bir statü ile eğitim fakültelerinde görevlendirilerek soruna çözüm üretilebilir.

 

5. Eğitimin işleyişini bilmeyen, uygulamadan kopuk bürokratlar.

Maalesef Türkiye’de, her zaman kamuda yükselmek için ehliyet ve liyakat aranmıyor. Adamı ve tanıdığı olan bürokraside daha hızlı yükselebiliyor. İşini bilmeyen ve doğru düzgün yapamayan insanların çokluğu niteliği düşürüyor ve hizmeti aksatıyor. Yeterli öğretmenlik ve okul yöneticiliği deneyimleri olmayan insanlara yüksek makamlarda karar alma yetkisi verildiğinde bu kararların “Masa başı” niteliğinde olması kaçınılmazdır. Masa başı kararların uygulanabilirliği düşüktür ve onlarla amaca ulaşmak pek mümkün değildir.

Eğitimde bürokrat sorununun çözümü için, karar alma konumundaki insanların belli bir yıl öğretmenlik ve okul yöneticiliği görevlerinde başarılı olmaları şartı getirilmelidir. Ayrıca bürokratlarla uygulayıcı olan okul yöneticileri ve öğretmenler arasında sorunsuz işleyen bir bilgi akış kanalı olmalıdır. Geri dönütler nesnel ve şeffaf bir şekilde bu kanaldaki ilgili kişilere ulaşabilmelidir.

 

6.Eğitimci olmayan bakanlar.

Ülkemizde genellikle bakanlık atamalarında konu hakkında uzmanlık ve deneyim göz önünde bulundurulur. Mesela, adalet bakanları hukukçulardan, maliye bakanları iktisatçılardan seçilir. Ama ne hikmetse eğitim bakanlarının seçiminde buna pek dikkat edilmez. Eğitimdeki sorunlardan bazılarının temelinde bakanın konuya yabancı olması vardır. Bu sorunun çözümü oldukça basittir. Ülkemizde çok iyi yetişmiş eğitimciler vardır. Siyasi partiler milletvekilliği seçimlerinde, bakanlık yapabilecek nitelikli eğitimcilerden en az iki kişiyi seçilebilecek yerlerden aday göstermeli ve kurulan hükümetlerde bu eğitimciler bakan olarak görev yapmalıdır. Milletvekillerinin içinde bu nitelikte kişilerin olmadığı düşünülüyorsa Milli Eğitim Bakanlığına meclis dışından atama yapılmalıdır.

 

7.Eğitime gereksiz yere müdahale eden siyasetçiler.

Ülke çıkarlarına ve toplumsal ihtiyaçlara göre, siyasetin belli ölçülerde eğitimi şekillendirmesi doğaldır ve makuldür. Ancak siyasi iradenin eğitime sürekli ve gereksiz müdahaleleri, niteliğin düşmesine, verimin azalmasına, eğitimsel amaçlara ulaşmaya engeldir. Ülkemizde maalesef eğitim ideolojik amaçlar için kullanılmış ve kullanılmaktadır. Devlet eliyle siyasi iradenin istediği insan tipi yetiştirme isteği her dönem eğitim için sorun olmuştur. Oysa insana dışarıdan yapılan her müdahale ona zarar verir. Eğitim çocuğun zihnine ve duygularına müdahale etmek için bir enjeksiyon işlemi değildir.

Eğitimin iyileşmesi için siyasetçiler eğitime gereksiz müdahalelerden kaçınmalı ve bu konuyu uzmanlarına bırakmalıdır. Eğitim ile ilgili stratejik kararlar akademisyenler, eğitim yöneticileri ve öğretmenlerden oluşan özerk kurullar tarafından alınmalı ve uygulanmalıdır.

Eğitimde başarılı bir ülke olmamızı dilerim. Selam, sevgi ve saygılarımla.

28 Eylül 2016 / İstanbul

Muhammet YILMAZ

Öğretmen / Eğitimci-Yazar

http://www.muhammetyilmaz.com

https://www.facebook.com/sayfamuhammetyilmaz

https://twitter.com/muhammet_yilmaz